Tüm Haberler

Etiketler

İsmail Çelikpençe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsmail Çelikpençe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ayşe Çelikpençe için Mevlüt

www.tips-fb.com Gönderen Mustafa Çelikpençe 9 Nisan 2016 Cumartesi 0 yorum



2 yıl önce 2014 Ocak ayında vefat eden, Asım Çelikpençe'nin eşi Ayşe Çelikpençe için köyümüzde mevlüt okutulacaktır.

10 Nisan 2016 Pazar günü öğle namazından önce mevlüt okunacak olup, öğle namazını müteakiben yufkalı pilav ikramı olacaktır.

Tüm hemşehrilerimiz davetlidir.

Erenler - Evliyalar

www.tips-fb.com Gönderen İÇP 13 Ekim 2012 Cumartesi 0 yorum

Yazar : İsmail Çelikpençe

Hoca Ahmet Yesevi Türbesi

İslam literatürümde erenler diye bir kavram yoktur. Bu kavram Müslümanlar arasında kullanılmaktadır.

Ermekten maksat ulaşılması gereken hedeftir. Bu kelime, benliğinden sıyrılmış; öz varlığından geçmiş; kendini Allah yoluna adamış; bu yolda birçok sıkıntıları aşarak bazı sırlara vakıf olmuş tarikat uluları için kullanılır. Çoğulu erenlerdir.

Evliya İslam literatüründe yerleşmiş bir kelimedir. Allah’ı dost edinenlerdir. Allah’a iman edip ibadetlerinde samimi olanlar; mallarıyla-canlarıyla onun yolunda mücadele edenlerdir. Evliyalar, Allah katında makbul olan kâmil insanlardır.

 Kur’an-ı Kerin de evliya ile ilgili ayetler vardır. İşte onlardan birisi: “Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin.” (4/144)

 On birinci-on ikinci yüzyılda Semerkant İslam’ın kültür ve ticaret başkenti; Horasan ise bilim ve sanat merkezidir.

Erenler-Evliyalar denildiğinde akla ilk gelen isim Hoca Ahmet Yesevi’dir. Ahmet Yesevi’nin doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 1194 te Yesi şehrinde öldüğü rivayet edilir. Onun yolunda gidenlerden bazılarının kabirleri Mevlana müzesindedir.

 Ahmet Yesevi, hem anlayış hem de dil açısından İslamiyet’e getirdiği yorum ve yaklaşımla Türk dünyasının ilk dini lideri olmuştur. Onun kurduğu dergâh da ilk tasavvuf mektebidir.

 Sade bir Türkçe ile söylediği hikmetli sözler büyük iz bırakmıştır. Bu hikmetli sözlerde şeriatın ahkâmı-tarikatın adabı anlatılmıştır.

Yesevi okulu büyük bir tarikat ocağıdır. Nakşilik ve Bektaşilik yeseviliğin birer koludur.  Yesevi dergâhı fakirler-yoksullar-çaresizler için bir sığınaktır.

Ahmet Yesevi tekke edebiyatının ilk temsilcisidir. Anadolu da Türk edebiyatının gelişmesine zemin hazırlamıştır. Birçok halife yetiştirmiştir. Mansur Ata-Abdülmelik Ata-Süleyman Hâkim Ata bunlardandır.

 Ahi Evran- Hacıbektaş-ı veli- Mevlana- Taptık Emre-Yunus Emre- Hacı Bayram-ı veli gibi şahsiyetlerde onun halifelerinin yolundan gitmişlerdir.

Bölgemizde bulunan Kükürt köyü erenleri- Gökçeözü köyü erenleri- Akçapınar köyü erenleri- Kavak köyü erenleri de Moğol istilasından sonra Anadolu’ya gelen Horasan erenlerindendir. Osmanlı devletinin kuruluşunda; Anadolu’nun Türk vatanı haline gelmesinde büyük rol oynamışlardır. Mezarlarının bölgenin en yüksek tepelerindedir. İsimleri bilinmemektedir.

Bunlar, halka hem İslamiyet’i öğretmişler, hem Horasan sanatını öğretmişler, hem de bir tehlike anında birbirleriyle iletişim kurarak, geceleri aralarındaki paralaya göre ışık yakarak tepeden tepeye durumu ileterek vaziyeti başkent Bursa’ya bildirmişlerdir.

Anadolu’nun Türk vatanı haline gelmesinde horasandan gelen Ahmet Yesevi dervişlerinin büyük rolü vardır. Bunlar sultanların-hükümdarların- padişahların danışmanlarıdır.

Osman Gazi'nin yanında Dursun Fakih - Şeyh Edebali'yi, İkinci Murat’ın yanında Hacı Bayram Veli'yi, Fatih Sultan Mehmet’in yanında Molla Gürani - Molla Hüsrev - Akşemseddin'i,Yavuz Sultan Selim'in yanında İbn-i Kemal'i görürüz.

Bunlar halkın maneviyatını yükseltmişler; birlik ve beraberliği sağlamışlar-dayanışma ve direncin artmasına vesile olmuşlardır.

Horasan erenleri,  ayaklarında çarık, sırtlarında aba, ellerinde asa ile Anadolu’yu karış karış dolaşarak halkın gönlünü kazanmışlardır.

Hoş görülü davranışları ile gittikleri yerlerde insanlara kendilerini sevdirmişler; Anadolu’da İslamiyet’in hızla yayılmasını sağlamışlardır.

Bu erenler, yazdıkları ve söyledikleri ile hala bu ülkenin hafızasında yaşamaya devam etmekte; Anadolu’ya yerleştirdikleri uygarlık ve medeniyet geleceğe güvenle -umutla ilerlemektedir.

Allah kendilerinden razı olsun..


Hacı Ziyareti

www.tips-fb.com Gönderen Mustafa Çelikpençe 2 Aralık 2011 Cuma 0 yorum



Published with Blogger-droid v2.0.1

İstanbul'da oturan hemşerilerimiz, hacılarımız İsmail &Sabriye Çelikpençe'yi ziyaret ettiler.

Sabriye Çelikpençe Taburcu Oldu

www.tips-fb.com Gönderen Mustafa Çelikpençe 8 Haziran 2011 Çarşamba 2 yorum


Köyümüzden  İstanbul'da oturan emekli öğretmen İsmail Çelikpençe'nin eşi Sabriye Çelikpençe, Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'de dalak ameliyatı geçirmiştir.


07 Haziran 2011 Salı günü taburcu edilen Sabriye Çelikpençe, İstanbul Maltepe Esenkent'teki evinde dinlenmektedir.


Hastanede yattığı süre boyunca ve ameliyat sonrası; dualarını eksik etmeyen, kan bulma konusunda yardımcı olan, telefonla ulaşan veya ulaşmak isteyip de ulaşamayan, selam ve dualarını ileten tüm hemşehrilerimize teşekkür ederiz.

Ölüm ve Sonrası

www.tips-fb.com Gönderen İÇP 16 Şubat 2011 Çarşamba 0 yorum



ÖLÜM VE SONRASI

Allah önce kâinatı yaratmış, sonra da insanoğlunu yaratarak varlıkları onun hizmetine sunmuştur. Hz. Âdem’e kendi kudretinden nefes vermiş, insan bu nefesle hayat bulup canlanmıştır.

İnsanoğlu yaşadığı müddetçe Allah’ın verdiği bu emaneti taşır. Ömür bitip son nefesini verince bu emaneti yerine teslim eder, geldiği yere gider.

Ölüm, bu âlemden öteki âleme gidiştir. Ölüm, bu âlemin bitişi öteki âlemin başlangıcıdır. Ölüm, bedeni hareketlerinin durması, ruhi hareketlerin devam etmesidir. Ölüm, asli yurdumuza, sonsuzluk âlemine göç etmektir. Ölüm, çalışma hayatının bitmesi netice hayatının başlamasıdır. Bu âlem kazanma yeri öteki âlem harcama yeridir.

Mezar birkaç kazma kürekle açılan bir çukur değil, ilahi divanın giriş kapısıdır. Kabir insanı ahirete götüren bir tüneldir.Bu dünya misafirhanedir. İnsanlarda bu dünyada misafirdir. Misafir gittiği yerde uzun süre kalmaz. İnsanlarda bu dünyada ebedi kalmazlar.

“Dünyaya gelen her canlı bir gün ölecek ve Rabbine dönecektir.”(Ankebut /57)
“Herkes için bir ecel vardır. Ecel geldiği zaman ölüm ne bir saat geri kalır, ne de bir saat ileri gider.”(Araf /34)

Bu dünyadan öteki âleme sevdiklerimizden-dostlarımızdan bazılarını gönderdik. Acaba ne âlemdeler? Bilmiyoruz.

Yunus Emre diyor ki:

"Bu dünyadan göçüp gidenler,
Ne gelirler ne bir haber verirler.
Üzerinde türlü türlü otlar bitenler,
Ne gelirler ne bir haber verirler.”

Ölümden sonrası ise şöyle yorumlanır:

"Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.”(Y.Kemal Beyatlı)

Ölümün insana ne zaman-nerede geleceği belli değildir.

“Beş şey vardır ki, o beş şeyin bilgisi Allah tarafından gizli tutulmuştur.
1-Kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah bilir.
2-Yağmurun nereye- ne zaman- ne kadar yağacağına O, karar verir.
3-Anne rahmindeki çocuğun geleceğine ait bilgiler Onun kaydı altındadır.
4-İnsanın yarın başına neler gelecek- neler olacak Onun ilminde saklıdır.
5- İnsanın nerede-ne zaman öleceğini Ondan başka bilen yoktur.” (Ankebut/34)

Bu dünyadan ayrılıp gidenler eserleri ve hatıraları ile yaşarlar.

“Ölen kişinin dosyası kapanır. Ancak üç kişi vardır ki onların dosyası kapanmaz."

1- Cami-köprü-çeşme- okul gibi kalıcı bir eser yaptıran kimsenin.
2- Arkasından hayır hasenat yapacak evlat yetiştiren kimsenin.
3- İlme hizmet eden-ilmi-talebe yetiştiren kimsenin. (Müslim/14 )

Bir gün gelecek İnsanoğlu bu dünyada yaptıklarından sorgulanacak, işlediği suçlardan dolayı yargılanacaktır.

Bu dünyada hakları gasp edilenlerin hakları kendilerine iade edilecek, insanlara zulmedenler mutlaka cezalarını çekeceklerdir. Haklarında verilen karardan sonra işlemiş olduğu suçların bedelini ödeyecektir.

İnsanlar bu dünyada yaratılış ilkelerine uymalı, yaratıcının koyduğu kuralların dışına çıkmamalıdır. Dünyada iken ahretini kazanmaya çalışmalıdır. İşte o zaman insan dünyada mutlu olacak, ahrette ebedi saadete kavuşacaktır

Köyümüzde İlkler

www.tips-fb.com Gönderen İÇP 5 Ocak 2010 Salı 3 yorum

Yazar : İsmail Çelikpençe


Köy Camisi:1987 – 1993 yılları arasında Çolakların rahmetli Mehmet Çolak (Demirel dayının) muhtarlığı zamanında yapılmıştır. Daha önceki cami 1947 - 1948 yıllarında Hacıibramların rahmetli İbrahim Arslan (Hacı İbram dayının) muhtarlığı zamanında ahşaptan yapılmıştı.

Köy İmamları:Köyün ilk resmi hatibi rahmetli Gavuşların Durmuş Çelikpençe (Durmuş dayıdır.) Sonra rahmetli Hocaların İsmail Akkaya (Hoca dayıdır.) Daha sonra Duman köylü rahmetli Yakup Duman (Yakup Hoca) köye imam olmuştur. Eselerin rahmetli Hasan Esen, Pekmezlerin rahmetli Hüseyin Pekmez, Şahanların Halil İbrahim Östürk köy ücretiyle imamlık yapmışlardır. Köye imam kadrosu 1976 yılında verilmiş, ilk resmi kadrolu imam hatip Mahdumlar Köyünden Geyve’de oturan Mehmet Kalaycıdır. Köyümüzden Hacıibramların Mustafa Arslan ve Malasların Fazlı Biçer de köy camimizde resmi kadrolu imam hatiplik yapmışlardır. Bunlardan başka köy dışından da köyümüzde imam hatiplik yapanlar olmuştur.

Köy ilkokulu:
Rahmetli İbrahim Özdemir (Eğitmen) harf devriminden sonra halka okuma yazma öğretmek için devlet tarafından eğitmenlik yapmak için görevlendirilmiştir. 1950 lili yılların sonunda rahmetli Delaların Mehmet Seyyar (Dela amcanın) muhtarlığı zamanında bugünkü okul tuvaletinin olduğu yerde taş yapı olarak temel atılmış, 1960 ihtilalinden sonra reysen muhtar yapılan rahmetli Hırcellerin Ali Berber (Ali çavuşun) zamanında bugünkü okulun yerine yığma tuğladan bir bina yapılmıştır. 1961 – 1962 eğitim ve öğretim yılında öğretime başlanmıştır. Bu binanın yerinede bugünkü mevcut okul binası yapılmıştır. Öğrenciler taşımalı eğitime dayalı olarak Taraklı’da eğitim ve öğretim görmeye başlayınca bu bina da metruk hale gelmiştir.

Köy Çeşmesi:Köyün ortasında bulunan çeşmenin geçmişi köyün kuruluş yıllarına dayanır. 1950 lili yıllarda çeşme yeniden yapılırken Gıcılar mevkiinde bulunan çeşmenin başından itibaren köye doğru gelen bir insanın içinde eğilerek yürüyebileceği bir şekilde horasan yapımı bir su tüneline rastlanmıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi 1950 lili yıllarda çeşme yenilenirken köyümüzden ilk trafik kazası da verilmiştir. Rahmetli Atikelerin Mehmet Sanlı (Mehmet amca) atıyla köyün bağlı bulunduğu Göynük ilçesine su borusu almaya gitmiş, dönüşte Göynüğün eski virajlı yollarında hayvan kamyondan ürkmüş Mehmet amca hayvandan düşerek hayatını kaybetmiştir. Daha sonra bu çeşme de yıkılarak yerine bugünkü çeşme yapılmıştır.

Köy Yolu:Köyü Taraklı ilçesine bağlayan yol çalışmaları, 1960 yıllarda başlamış defalarca güzergâh değiştirilerek davam etmiştir. Bu günkü yol, ancak 2006 yılında asfaltlanmıştır. Kayaboğazı göleti faaliyete geçtiğinde yolun, Embirler mevkiinden Çamtepe yol ayırımına geçerek Gölpazarı Taraklı yoluna bağlanacağı, Acısu üstünden eski Gerişler harmanının karşısından yola ineceği belirtilmektedir. Gölpazarı Taraklı yolunun Vezirhandan başlayarak Taraklıya kadar Göynük Geyve arasındaki yol ölçülerinde yapılacağı, ihale çalışmalarının devam ettiği belirtilmektedir.

- Köy 1959 yılında Bolu ilinden ayrılarak Sakarya iline bağlanmıştır.
- Köye elektrik 1979 yılında gelmiştir.
- Köye Telefon 1985 yılında bağlanmıştır.
- Köyden ilk okuyan ve devlet memuru olan rahmetli öğretmen Mehmet Özdemir'dir.
- Köyden ilk İlahiyat mezunu İsmail Çelikpençe'dir.
- Köyden ilk Mühendis rahmetli Mustafa Berber'dir.
- Köyden ilk ve tek Avukat Mehmet Terzi'dir.
- Köyden ilk ve tek Doktor Burak Terzi'dir.
- Köyden ilk ve tek Profesör Ali Seyyar'dır.
- Köyden ilk hacca giden hanesi sönmüş olan rahmetli Onbaşıların Mehmet amcadır.
- Köyden ilk ve tek yurt dışına çalışmak için giden Selahattin Seyyar'dır.
- Köyden İstanbul’a ilk gidip yerleşen halen Taraklı da oturan Mustafa Eker'dir.
- Köyden ilk okyanus ötesine (Amerikaya) giden İsmail Yavuz'dur.
- Köyden ilk ve tek polis memuru İlyas Arslan'dır.
- Köyden ilk ve tek ormancı Recai Atar'dır.
- Köyde ilk traktör büyük Malaslar ile yukarı Abdegiller tarafından ortak alınmıştır.

Yöresel Kelimelerimiz - 2

www.tips-fb.com Gönderen İÇP 21 Aralık 2009 Pazartesi 0 yorum

Yazar : İsmail Çelikpençe
Bize iletilen kelimelerle birlikte yöresel kelimelerimizi yayınlamaya devam ediyor, okuyucularımızın ilgisini bekliyoruz.

Deşteyere : Boşu boşuna, nafile yere anlamında kullanılır.
Hıştama :Sen konuşma, dur bakayım hele sen konuşma bakayım anlamında
Hava yere : Boş yere, Gereksiz yere anlamında kullanılır.
Tevekkeli : Kendinden emin değil, kendine sahip değil anlamında kullanılır.
Höregeçti : Çok makbule geçti, benim için çok iyi oldu anlamında kullanılır.
Deminçik : Biraz önce anlamında kullanılır.
Habire: Devamlı, sürekli anlamında kullanılır.
Gaz : Erkekler hanımlarına seslenirken kullanırlar.
: Kadınlar kocalarına seslenirken kullanırlar.
Andan : Ondan anlamında kullanılır.
Hincik : Şimdi, şu anda anlamından kullanılır.
Cıbır : Zayıf anlamında kullanılır.
Atık : Netice olarak anlamında kullanılır.
Emme : Öyle ama anlamında kullanılır.
Bekide : Öyledir anlamında kullanılır.
Madem : Öyleyse anlamında kullanılır.
Dakınmak : Zinet eşyalarını kullanmada kullanılır.
Aklının işi olmaz : İlgilenmez, umursamaz anlamında kullanılır.
İş tutmak : İş yapmak, genelde kadınlar bu kelimeyi el işi için kullanırlar.
Şaşkın : Rengi kaçmış , zayıflamış anlamında kullanılır.
Bıldır : Geçen sene anlamında kullanılır.
Duragalmak :Yorulmak anlamında kullanılır.
Güyüm : Daha çok su ısıtmak için kullanılan su kabına denir.
İbrik: Bu da su kullanma kabı olarak kullanılır. Genellikle emzikli olur.
Çotura : Çam ağacından kesilen otuz santimetre civarındaki parçanın içi oyulur, altı ve üstü yine çamdan yapılan yuvarlak iki kabakla kapanır.
Sinek : Bu da çam ağacının içi alttan oyulur, üstü su doldurmak ve içmek için şekillendirilir.
Teste : Topraktan yapılan su kabı.
İmayınak : Pek çok anlamında kullanılır.
Meyni meyni : Devamlı , sürekli anlamında kullanılır.
Mani mani : Bu kelime de devamlı anlamında kullanılır.
Haybiye : Buşu boşuna anlamında kullanılır.
Höşnek : Avanak, enayi anlamında kullanılır.
Hadişurdan : Öyle söyleme anlamında kullanılır.
Anadınmı : Dolgu kelimesi olarak öyle değimli anlamında kullanılır.
Sızlamak : Ağrımak anlamında kullanılır.
Ahamanin : Ünlem olarak haret anlamında kullanılır.
Ehöyleysem :Peki anlamında kullanılır.

Kil Hamamı'ndan Çıkan Su

www.tips-fb.com Gönderen İÇP 11 Aralık 2009 Cuma 0 yorum


Taraklı İlçemizin Hacıyakup (Paşalar) Köyü sınırları içinde bulunan Kil Hamamı'ndan çıkan kaplıca suyu Taraklı ilçesindeki evllere yetecek kadar çoktur.

Biri Mühendis, biri sondajcı, dört kişi tarafından, Devlet Su İşleri'nden izin alınarak başlatılan çalışmalar neticesinde, bölgeden geçtiğimiz yaz bir değirmenlik (bel kalınlığında) su çıkmıştır.

Taraklı'dan İstanbul'a dönerken, suyun bir şelale gibi aşağıya doğru aktığını görünce yanına gittik. Başına varınca kulubeden biri çıktı. Kendisiyle görüştüğümüzde, suyun ortaklarından olduğunu, Ankara'da oturduğunu, aslen Yozgatlı olup sondajcı olduğunu söyledi. Bundan dört yıl önce su çıkan bu yeri Hacıyakup köyünden tarla sahibinden satın aldıklarını belirtti.

Bizde kedisine suyu nasıl değerlendirmek istediklerini sorduk.

"Biz bu suyun kullanım hakkını 49 yıllığına harcını yatırarak Devlet Su İşlerinden satın aldık. Suyun üstüne ellilik boru ile kapatıp vana koyduk. Bir de kulübe yaptık. Bir plastik boru ile de tahliye verdik. Suyu satmayı düşünüyoruz. Ben bugün Ankara'dan geldim. İstanbul'dan Suudi Arabistan'lı işadamları gelecekler. Onları bekliyorum. Vanayı açtım. Onun için su böyle kuvvetli akıyor. Her zaman böyle akıtmıyoruz. Sadece tahliye den akıyor." şeklinde bilgi verdi..

Biz de kendisine daha önce Dubai'den de iş adamlarının geldiğini hatırlattığımızda :

"Evet! Geldiler. Bu yeşilliği, bu güzel ormanları görünce bayıldılar, çok hoşlarına gitti. Ancak yer sıkıntısı çekiyoruz. Her taraf orman. Orman işletmesi izin vermiyor" dedi.




Yöresel Kelimelerimiz

www.tips-fb.com Gönderen İÇP 8 Kasım 2009 Pazar 2 yorum

Yazar : İsmail Çelikpençe


Yöresel Kelimelerimiz

Bazı kelimeler vardır ki, sadece yöremizde ve köylerimizde kullanılır. Bu kelimeler zamanımızda yeni yetişen nesiller tarafından kullanılmamakta, anlamları bilinmemekte ve unutulmaya yüz tutmaktadır. Bu durum büyüklerle gençler arasında iletişim sıkıntısı oluşturmaktadır.

Bakınız size yaşanan bir olayı anlatayım:

Evin yaşlı büyük babası dış kapının önüne hava almak için oturur. Üşümeye başlayınca da evdeki gelinlerine seslenir:

“Bana oradan setremi verin.”

Gelinler anlayamazlar ama setreyi aramaya başlarlar.
Büyük baba setresi gelmeyince gelinlerin, istediği şeyi anlayamadıklarını tahmin eder ve der ki:

“Bakın orada muharmanın yanında.”

Gelinler bunu da anlayamazlar. Büyük baba bu defa da derki:

“İşte orada peşkir var, onun yanında.”

Gelinler yine anlayamazlar.

Ramazan Bayramı

www.tips-fb.com Gönderen İÇP 19 Eylül 2009 Cumartesi 0 yorum

Yazar : İsmail Çelikpençe

Bayramlar, yüce duyguların coştuğu, sevgi ve saygı hislerinin kuvvetlendiği günlerdir.
Bayramlar, sevinçlerin ve üzüntülerin paylaşıldığı özel ve güzel günlerdir.

“Müslümanlar o kimselerdir ki, hem sevinç hem keder- hem darlık hem varlık zamanlarında insanların ihtiyaçlarını giderirler. Kızdıkları zaman öfkelerine sahip olurlar, insanların da kusurlarını affederler. Allah da iyilik yapan kullarını sever.” (Ali İmran/134)

Bayramlar, Allah’ın bize verdiği ilahi ziyafetlerdir. Bayramlara hazırlanmak, temiz ve yeni elbiseler giymek, güzel kokular sürünmek, güler yüzlü olmak sünnettir.


Bayramlar da eş dost ve akrabalar ziyaret edilir. Onlarla bayramlaşılır. Uzakta olan akrabalarla telefonlaşarak bayramları tebrik edilir. Fakirler-kimsesizler-çocuklar sevindirilir. Hastalar ve mezarlıklar ziyaret edilir.

Bayram vesilesi ile dargınlıklar, kırgınlıklar unutulur. Bayramlaşmaya gelenlere ikramlarda bulunulur, tatlı yenir tatlı konuşulur. Bayramlar, neşe- sevinç ve eğlence günleri olduğu için meşru eğlence ve oyunlar düzenlenir.

Peygamberimiz bir bayram gününde eşi Hz. Ayşe ile birlikte kılıç kalkan oyunlarını izlemiş, kız çocuklarının tef çalarak eğlenmelerine müsaade etmiştir.
Bayramlar yardımlaşma-dayanışma ve kaynaşma günleridir.

Peygamberimiz buyuruyor:
“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Müslüman Müslüman’a zulmetmez. Onu haksızlık edenin eline bırakmaz. Bir kimse Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir. Bir Müslüman bir Müslüman’ın sıkıntısını giderirse, Allah da ona karşılık kıyamet gününde onun ihtiyacını giderir. Bir kimse din kardeşinin ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter” (Riyazüssalihin/1/284)

Hayatın sıkıntıları içinde bunalan, bitkin ve yorgun hale gelen insanlar bayramda dinç hale gelir. Akrabalık ve komşuluk ilişkileri güçlenir. Birlik ve beraberlik kuvvetlenir.

Bayramınız kutlu - gönlünüz mutlu - geleceğiniz umutlu olsun.

Kadir Gecesi

www.tips-fb.com Gönderen Mustafa Çelikpençe 15 Eylül 2009 Salı 0 yorum

Yazar : İsmail Çelikpençe


Ramazan’ın yirmi altısını yirmi yedisine bağlayan gece Kadir gecesidir.

Kur’ân’ı Kerim de adı geçen tek ay Ramazan ayı, tek gecede Kadir gecesidir. Kadir gecesine ait özel bir sure indirilmiştir.

Bu surede şöyle beyan ediliyor:
“Biz Kur’ân’ı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi: Bin aydan daha hayırlıdır. O gecede, Rab’lerinin izniyle melekler ve Cebrail, her türlü iş için inerde iner. O gece, tan yeri ağarıncaya kadar tam bir esenliktir.” Bu gecede Müslümanlara bir fırsat verilmiştir. Bir gecede bin aydan daha fazla sevap kazanma imkânı sağlanmıştır. Bu gecede sadece Cebrail değil, sayılarını ancak Allah’ın bildiği melekler topluluğu yeryüzünü şenlendirir. Dünya onlara dar gelir. Bu gece takdir gecesidir. Bir yıl içinde olacak olan hadiselerin programı meleklere bildirilir.


İnsanlığı kurtuluşa çağıran, karanlık yolları aydınlatan Kur’ân’ı Kerim, bu gecede indirilmiş; daha sonra ayet ayet ve sureler halinde vahiy yoluyla peygamberimize sunulmuştur. Yirmi üç seneye yaklaşan bir zamanda indirilen Kur’ân’ı Kerim, sayıları kırk civarındaki vahiy kâtipleri tarafından hem ezberleniyor hem de yazılıyordu. Peygamberimiz, Kur’ân’ın ayetleri ile kendi sözlerinin karışmaması için kendi sözlerinin yazılmasına izin vermiyordu. Her sene Ramazan ayında Cebrail peygamberimize gelerek indirilen ayetleri okuyor, peygamberimiz dinliyor; peygamberimiz okuyor Cebrail dinliyordu. Buna karşılıklı okuma ve dinleme anlamına gelen mukabele denilmiştir. Bu güzel âdet Ramazan ayında zamanımızda da devam etmektedir.

Peygamberin vefatından sonra halife seçilen Hz. Ebubekir döneminde Kur’ân’ı Kerim kitap haline getirilmiş, halife Hz. Osman zamanında çoğaltılarak değişik İslam beldelerine gönderilmiştir. O Kur’ân’ı Kerimlerden biri, Hz. Osman’ın okurken şehit edildiği ve kanlarının üzerine aktığı kitap İstanbul Topkapı sarayındadır. Bugün Müslümanların elindeki Kuranlar bu çoğaltılan kitaplardan istifade edilerek yazılmıştır. Kur’ân’ı Kerim hiçbir harfi değişmeden zamanımıza kadar gelmiştir. Çünkü Allah tarafından teminat altına alınmış ve sigortalanmıştır. Kur’ân’ı Kerimde buyruluyor:“Kur’ân’ı biz indirdik, Onu elbette biz koruyacağız.” (Hicr/9)

Bu gecede günahlarımıza pişman olarak tövbe edelim. İnsanlığın huzuru, sevgi ve kardeşliğin sağlanması için Allah’a dua edelim.Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Kim Kadir gecesinde inanarak, o geceyi ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır.”(Tecridi sarih-6/313) Bizde peygamberimizin tavsiye ettiği şu duayı yapalım.“Allah’ım sen affedicisin, affetmeyi seversin, bizi de affet.”
Kadir gecesinin insanlığı aydınlığa götürmesini, dünyaya barış ve huzur getirmesini temenni ederim.

Köyümüzde Ramazan Başkadır!

www.tips-fb.com Gönderen Halil Yavuz 30 Ağustos 2009 Pazar 1 yorum

Köyümüz Akçapınar'da, hemen hemen her akşam, misafirperver köylülerimiz tarafından hanelerinde halka iftar yemeği verilmektedir. Yine böyle bir organizasyonda, Ramazanın 8. gününde, köyümüzün yardımseverlerinden Hacı Saim Özen, evinde kadın erkekli yaklaşık 100 kişiye iftar sofrasını açmıştır.



Haberin devamı için aşağıya, "Devamını Okuyun..." yazısına tıklayınız...


Misafirler arasında komşu köylerden katılımlar oldugu gibi, Almanya'da yaşamakta olan Delalar sülalesinden Hüsamettin Seyyar ve eşi de misafirler arasında yer almıştır. Bunun yanında, sitemiz yazarlarından Eğitimci İlahiyatçı İsmail Çelikpence ile Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar da, davette hazır bulunmuşlardır.

İftar yemeğinden sonra hane sahibi ve geçmişleri için topluca dua edildikten sonra, hane sahibi gelen misafirleri tek tek uğurlamıştır.

İftardan sonra, kahvede topluca çay içilip, teravih namazına gidilmiştir.








Ramazan Ayı

www.tips-fb.com Gönderen Mustafa Çelikpençe 17 Ağustos 2009 Pazartesi 0 yorum

Yazar : İsmail Çelikpençe

Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden azat olarak vasıflandırılan, mübarek Ramazan ayına kavuşmak üzereyiz. Yine minarelerde kandiller yanacak, camiler müminlerle dolup taşacak, teravih namazları kılınacak, mukabeleler okunacak, sahurlara kalkılacak, iftar ziyafetleri verilecek, evlerimize-camilerimize bereket gelecek, şefkat ve merhamet duygularımız tazelenecek, fakirler, miskinler, kimsesizler sevinecek. Kısaca dünyamız şenlenecektir.

Ramazanı karşılarken diyoruz ki: Merhaba Ey Şehr-i Ramazan Merhaba. Merhaba Ey Şehr-i Sultan Merhaba. Merhaba Ey Şehr-i Rahman Merhaba.
Merhaba Ey Şehri Gufran Merhaba. Hz. Ömer Ramazanı şöyle karşılardı.“Gündüz orucu, gece namazı ile hayırlı olan Şehr-i Ramazan Merhaba.” (1)
Ramazan ayı geldiğinde, kalplerdeki kötü duygular silinmeli, yerini kardeşlik, dostluk duyguları almalı, fakirler, yoksullar sevindirilmeli, tatlı dilli, güler yüzlü olunmalıdır.

Ramazan ayı gelince, cehennem kapıları kapanır, cennet kapıları açılır. Azgın şeytanlar zincire vurulur. Allah rahmetiyle müminlere bol, bol ikramda bulunur. İhsanda bulunur.

Müslümanlar, Ramazan ayının kıymetini bilmeli, bu ayı ibadetle geçirmeli, Allah’ın Rizasını, Peygamber’in Şefeatını kazanmaya çalışmalıdır. Ramazan ayı öyle bir aydır ki, Kutsal Kitabımız Kuran-ı Kerim, bu ayda indirilmeye başlanmıştır.

Bu durum Bakara suresinde, şöyle beyan ediliyor:
“Ramazan ayı öyle bir aydır ki, Kuran-ı Kerim bu ayda indirilmiştir. (O Kuran ki), insanlara hidayettir. Doğru yolun, hak ile batılı ayırt eden hükümlerrin nice açık delilleri vardır onda. Öyleyse içinizden kim o aya erişirse, orucunu tutsun. Kim de hasta olur, yahut sefer üzerinde bulunursa, ozaman başka günlerde oruç tutmadığı günler sayısınca orucunu kaza etsin. Allah size kolaylık diler, Size güçlük istemez.” (2)

Ramazan ayı öyle bir aydır ki, içinde Kadir gecesi vardır. O Kadir gecesi ki, bin aydan daha hayırlıdır.

Bu gece, Kadir suresinde şöyle anlatılıyor: “Gerçekten biz onu, Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu bilirmisin sen? Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. O gecede melekler ve ruh, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece,tanyeri ağarıncaya kadar bir selamettir.” (3)

Peygamberimiz(s.a.v.) Efendimiz, Ramazan ayını ibadetle geçiren müslümanlara, şu mücdeyi veriyor:
“Faziletine inanarak, mükafatını umarak, Allah Rizası için Ramazan gecelerini ibadetle geçiren kimsenin geçmiş küçük günahları bağışlanır.” (4)

Müslümanlar, Ramazan ayında oruç tutarak nefis mücadelesi verirler. Teravih namazı kılarlarak, mukabele okuyarak ibadetlerini artırırlar. Zekatlarını, fitrelerini verek mali ibadetlerini yerine getirirler. Ramazan ayı, müslümanları kaynaştıran, ruhları coşturan, müminleri Allah’a yaklaştıran, Rasulullah’ın yolunda koşturan mübarek bir aydır.

Ramazan ayına ruhen ve bedenen hazırlanalım. Tatlı dilli, güler yüzlü olalım. Yaratılmışları, yaratandan ötürü sevelim. Sevelim, sevilelim kardeş olalım. Günahlardan, haramlardan uzak duralım. Kendimiz için, ailemiz için, bütün müslümanlar için dua edelim.

Yarabbi, bize dünyada ve ahirette iyilik ve güzellik ver, bizi-anamızı-babamızı ve bütün müslümanları bağışla, muhakkak ki sen duamızı işitir ve bizi görürsün. Amin.

Berat Kandili

www.tips-fb.com Gönderen Mustafa Çelikpençe 7 Ağustos 2009 Cuma 0 yorum

Yazar : İsmail Çelikpençe



Berat kandili, yüce Allah’a sığınarak günahlardan arınma ve kurtuluş gecesidir.
Bu gece, gönül dünyamız şenlenir, rahmet ve mağfiret kapıları sonuna kadar açılır.
Bu gece, ruhumuz manevi kirlerden arınır, nefsimizin sefil isteklerine gem vurulur.
Bu gecede, ameller Allah’a arz olunur, rızk ve bereketi kullarına bol bol verilir.
Bu gecede, amellerimizin sayımı yapılır, Peygamberimize tam şefaat yetkisi verilir.
Bir yıl içinde olacak olayların programı bu gecede yapılır. Rızıklar- eceller- doğumlar- ölümler v.s. gibi her şeyin tespiti bu gecede yapılır.


Bu gecede günahlarla kirlenen gönül dünyamızı tövbe ile temizleyelim. Yaptığımız hatalara pişman olalım. Nefislerimizi kontrol altında tutalım. Çağın getirdiği sıkıntılarla bunalan ruhlarımızı ibadetlerle mutlu kılalım. Bu geceyi ganimet gecesi bilelim ve Allah’a sığınalım.

Peygamberimiz buyuruyor:
“Bu gecede yüce Allah dünya semasına tecelli eder ve der ki: Yok, mu tövbe eden? Tövbesini kabul edeyim. Yok, mu rızk isteyen? Rızk vereyim. Yok, mu şifa isteyen? Şifasını vereyim. Yok, mu başka isteği olan? Onun istediğini vereyim. (İbni Mace/191)

Hz. Ayşe peygamberimizin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: “Muhakkak ki Allah Şaban ayının On beşinci gecesinde dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve Beni Kelp kabilesinin koyunlarının kıllarının sayısınca insanları bağışlar.”(Taç/ 93)

Bu gece, tövbe gecesidir. Tövbe ruhu arındırmanın en güzel yoludur. İnsanlar borçlarını ödedikleri zaman kendilerine bir ödeme belgesi yazılır. Berat gecesin de günahlarına pişman olup tövbe eden Müslümanlara da berat belgesi yazılır.

Kur’an’ı Kerim de şöyle buyrulur:
“Ey! İman edenler: Allah’a öyle tövbe edin ki tam bir pişmanlıkla, samimi bir tövbe olsun. Umulur ki: Allah hatalarınızı örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetine koyar.”(Tahmin/8)

Bu mübarek berat gecesinde yaşantımızı gözden geçirelim. Hayatımıza çeki düzen verelim. Dini yönden kendimizi yenileyelim. Gidişatımıza yeni bir yön verelim. Geçmişimizin muhasebesini yaparak geleceğimizi Allah’ın rızası doğrultusunda planlayalım. Dünyaya niçin geldik nereye gideceğiz? Düşünelim. Bu geceyi ganimet gecesi bilelim. Günahlarımızdan berat edelim. Nefsimizi sorgulayıp yargılayalım. Duygularımızın erozyona uğradığı asrımızda, daralan ruhlarımızın nefes alması için bu geceyi fırsat bilelim. Dünyadaki misyonumuzu bilelim. Ona göre vizyon sahibi olalım. Bu gecede camileri doldurarak birlik ve beraberliğin en güzel örneğini verelim.

Bu gecede Allah’a şöyle dua edelim:
“Allah’ım! İslam’a ve Müslümanlara yardım eyle. Dinimizi- imanımızı- vatanımızı- milletimizi her türlü tehlikelerden koru. Bize dünyada ve ahirette iyilik ve güzelliler ihsan eyle. Bizi- anamızı- babamızı ve bütün Müslümanları bağışla. Muhakkak ki sen, duamızı işiten ve kabul edensin.”

Mübarek Berat Kandilinizi tebrik eder, dünyaya huzur ve barış getirmesini temenni ederim. ÂMİN…

Mirac Kandili

www.tips-fb.com Gönderen Mustafa Çelikpençe 20 Temmuz 2009 Pazartesi 0 yorum

Yazar : İsmail Çelikpençe



19 Temmuz 2009, Recep ayının 26’sını 27’sine bağlayan gece Mirac Kandili’dir. Sevgili Peygamberimizin gecenin bir anında Cebrail A.S. ile birlikte Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ ya yaptığı kutsal yolculuğa İsra; Mescid-i Aksa’dan sonsuzluk âlemine, Sidretü’l Münteha’ya yapılan kutsal yolculuğa ise Mirac denilir.


Milâdi 610 yılından öncesine baktığımız zaman, dünyada büyük bir huzursuzluk vardı. Ahlak kirlenmiş, ticaret kirlenmişti. İçkinin her türlüsü alabildiğine içiliyor, gelecek falcılıkla belirleniyor, eşkıyalık ve yol kesmenin önüne geçilemiyor, kadın insan kabul edilmiyor, yoktan yere kabile savaşları yapılıp insanlar öldürülüyordu.

Yüce Allah, insanlığı içinde bulunduğu bu buhrandan kurtarmak için son elçi Hz. Muhammed’i görevlendirmişti. O da insanlığı kurtuluşa davet ederken çeşitli eziyetlere maruz kalmış, bu arada amcası Ebu Talıp ile eşi Hz. Hatice vefat etmişti. Onun üzüntülü geçen günlerine “senetül hüzün” denilir.

İşte bu sıkıntıların ardından yüce yaratıcı sevgili dostunu huzuruna davet etmiştir.

Cebrail A.S.gecenin bir anında Rasulullah’ a gelerek onu manevi bir ameliyata tabi tutmuş, göğsünü yararak kalbini nurla doldurmuş, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya, oradan da Sidretü’l Münteha’ya götürmüştür.

Bu olay Kur’an-ı Kerim’in İsra suresinde şöyle beyan ediliyor:

“Bir gece, bazı ayetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir.” (İsra–1)

Son peygamber gecenin bir anında Cebrail A.S. tarafından ses hızında olan Burak adındaki vasıta ile Mescid-i Aksa’ya, oradan da ışık hızında olan Refref adındaki vasıta ile Sidretü’l Münteha’ya götürülmüştür. Budan sonrasına Cebrail A.S. bile gidememiş, metafizik ötesinde bilinmeyen âlemde Allah’ın elçisi ilahi huzura kabul edilmiştir.

Bu hadiseyi Mevlit yazarı Süleyman Çelebi şöyle anlatıyor:

Aşikâre gördü Rabbül izzeti,
Ahirette öyle görür ümmeti.
Gel Habibim sana âşık olmuşam,
Cümle halkı sana bende kılmışam.
Ne muradın var ise idem reva,
Eyleyen bin derde bin türlü deva.
Ol zayıf ümmetlerim hali nola,
Hazretine nice anlar yol bula.
Ümmetimi sana verdim ey Habib,
Cennetimi anlara kıldım nasip.

Mirac olayı sevgili peygamberimizin büyük bir mucizesidir.

Allah’ın peygamberine özel muamelesi, lütuf ve ihsanıdır.

Onun âlemler ötesine yaptığı kutsal bir yolculuktur.

İnsanlık tarihinde meydana gelmiş en önemli olaydır.

Bu olay, peygamberimizin şahsıyla insanlığın önüne açılan sınırsız bir yükseliştir.

Ona gösterilen manzaralar ve ona yapılan muamele, onun ne büyük bir değere sahip olduğunu gösterir.

Sevgili peygamberimiz bu kutsal yolculuğunun sonunda Müslümanlara üç manevi hediye sunmuştur:

1- Beş vakit namaz.

2- Bakara suresinin son ayetleri.( Âmenarrasulü)

3- Allah’a şirk koşmayan kişilerin günahlarının bağışlanacağı.

Manevi duygularımızı canlandıran, iç dünyamıza değerlendirme imkânı veren, sorumluluğumuzu hatırlatan bu gecede gönül kapılarımızı herkese açalım. Dua ve niyazlarımızın semaya yükseldiği bu gecede Yüce Yaratıcıdan birlik ve beraberlik temenni edelim. Birbirimizin kandilini tebrik edelim.

MİRAC KANDİLİNİZİ TEBRİK EDER, İNSANLIĞIN HUZUR VE BARIŞINA VESİLE OLMASINI TEMENNİ EDERİM.

Üç Aylar ve Regaip Kandili

www.tips-fb.com Gönderen Mustafa Çelikpençe 20 Haziran 2009 Cumartesi 1 yorum

Yazar : İsmail Çelikpençe


Üç aylar diye isimlendirdiğimiz Recep - Şaban ve Ramazan aylarından ilki olan Recep ayına 24 Haziran 2009 tarihinden itibaren giriyoruz. 25 Haziran 2009 tarihinde Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece de Regaip kandilidir.

Recep ayı mübarek aylardandır. Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:


“Doğrusu Allah gökleri ve yeri yarattığı günkü kesin hükmünde ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü (Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Recep) haram aylardır. Bu ayların haram kılınışı (Hz. İbrahim A.S’dan gelen) doğru dinin hesabı ve hükmüdür. Öyleyse o aylar içinde kendinize yazık etmeyin.” (Tövbe / 36)

İslamiyet’ten önce bu aylara saygı duyulmuş, bu aylar girdiği zaman düşmanlıklar bırakılmış, savaşlara son verilmiştir. Bu durum İslamiyet geldikten sonra da devam etmiş, kılıçlar kınlarına oklar torbalarına konmuştur.

Üç ayların ülkemizde ve İslam dünyasın da ayrı bir yeri ve önemi vardır.Recep ayında doğanlara RECEP, Şaban ayında doğanlara ŞABAN, Ramazan ayında doğanlara RAMAZAN ismi verilmiştir.

Bu aylar, dünyanın ağır meşguliyetleri ile bunalan ruhlarımızı dinlendirir.Bu aylarda Allah’ın rahmeti adeta coşar, müminlerin üzerine sağanak sağanak yağar. Yüce Allah bu aylarda yapılacak olan hayırların ve iyiliklerin, paylaşılan sevinç ve kederlerin mükâfatını kat ve kat verir.

Üç aylar girdiği zaman peygamberimiz şöyle dua ederdi: “Allah’ım bize Recep ve Şaban’ı mübarek kıl, bizi Ramazan’a ulaştır.”(Taç, C: 5- S: 219)

Ahlâki değerlerimizi kaybettiğimiz zaman, hırsızlık, arsızlık, haksızlık, yolsuzluk, kin ve düşmanlık duyguları artar. Bu aylarda yapacağımız iç gözlemlerimiz ile merhamet ve şefkat duyguları ortaya çıkar.

Ruhun disiplin altına girdiği üç aylar sevap yönünden çok kazançlı aylardır. Kulluk şuuru içinde yüce Allah’a yapılan her türlü ibadet mutlaka karşılığını bulacaktır.

Beş kandil gecesinden dört tanesi üç ayların içindedir.Recep ayının ilk Perşembesi’ni cumaya bağlayan gecesi Regaip kandilidir.

Recep ayının yirmi altıncı gecesini yirmi yedinci gecesine bağlayan gece Miraç kandilidir. Şaban ayının on dördüncü gecesini on beşinci gecesine bağlayan gece Berat kandilidir. Ramazan ayının yirmi altıncı gecesini yirmi yedinci gecesine bağlayan gece ise Kur’ân-ı Kerim’in indiği Kadir gecesidir.

Peygamberimiz hadisi şeriflerinde bazı gecelerin çok faziletli olduğunu beyan etmiştir.O, Buyurmuştur ki:

Beş gece vardır ki, o gecelerde yapılan dualar geri çevrilmez.

1- Recep ayının ilk Cuma gecesi.(Regaip Kandili)
2- Şaban ayının on beşinci gecesi.(Berat Kandili)
3- Cuma gecesi.(Perşembeyi cumaya bağlayan gece)
4- Ramazan bayramı gecesi.(Arife gününü bayrama bağlayan gece)
5- Kurban bayramı gecesi.(Arife gününü bayrama bağlayan gece)-(Camiussağır/C:2 S:5)

Regaip kandili üç ayların ve kandil gecelerinin habercisidir. Bu gece -rağbet edilen- hürmet edilen- bolluk- bereket ve fazilet gecedir. Bu gecede Allah’ın lütuf ve ihsanı müminlere bol bol verilir.

Bu mübarek aylarda ve gecelerde peygamberimizin tavsiye ettiği şu duayı yapalım: “Allah’ım sen affedicisin affetmeyi seversin beni de affet.”(Tirmizi/84)


Mübarek aylarda ve kandil gecelerinde, kötü duygu ve düşüncelerimizi kalplerimizden atalım. Kin ve düşmanlık gibi duygulara yer vermeyelim. Kalplerimizi güzel duygularla dolduralım. Birbirimizi sevelim. Ey Allah’ın kulları kardeş olalım.

ÜÇ AYLAR VE REGAİP KANDİLİ MÜBAREK OLSUN, GÖNLÜNÜZ HUZURLA DOLSUN.

Aile Saadeti

www.tips-fb.com Gönderen İÇP 8 Nisan 2009 Çarşamba 0 yorum

Yazar : İsmail Çelikpençe

Güllerin Mutluluğu


Aile, cemiyetin en küçük parçasıdır. Aile ana, baba ve çocuklardan meydana gelen sıcak bir yuvadır. Aile ana kucağının, baba ocağının, sevgi ve saygının ifadesidir. Aile küçük bir yönetim merkezidir. Aile küçük bir devlet, küçük bir hükümettir.

Toplumun en küçük parçası olan ailenin yönetimi ne kadar düzenli yönetilirse, toplum da o kadar disiplinli olur. Disiplinli olan ailede huzur olur, saadet olur, mutluluk olur.


Aile içerisindeki kişilerin birbirlerine karşı görev ve sorumlulukları vardır: Ana ile babanın birbirlerine karşı görevleri, ana babanın çocuklarına karşı görevleri, çocukların ana ve babalarına karşı görevleri, çocukların birbirlerine karşı görevleri.

Kadın ile erkek şahitlerin huzurunda bir nikâh mukavelesi ile hayatlarını birleştirmişlerdir. Aile ocağının huzurlu ve saadetli olabilmesi içi karı koca, birbirlerine karşı anlayışlı hareket etmek zorundadır. Yapılan tartışma ve kavgalar aile huzurunun bozulmasına sebep olur ve çocukların üzerinde olumsuz tesirler meydana getirir. Erkeklerin kadınlara karşı yumuşak ve güler yüzlü davranmaları gerekir.

Sevgili Peygamberimiz buyuruyor:“Bir kimse kadınına buğuz etmesin, zira hoşlanmadığı huyları varsa, ona mukabil memnun olacağı huyları da vardır.” (1)

“Müminlerin, imanca en mükemmel olanı ahlaken en iyi olanıdır ve hayırlı olanlarınız da kadınlara karşı hayırlı olanlardır. Karı ile koca birbirlerine karşı olan sorumluluklarını hiçbir zaman unutmaması gerekir.” (2)

Peygamberimiz yine şöyle buyuruyor:“Sizin kadınlar, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız aile yuvasını hoşlanmadığınız hiç kimseye çiğnetmemeleridir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakkı, memleket göreneğine göre her türlü giyim ve yiyimlerini temin etmenizdir.” (3)

Ana ile babanın çocuklarına karşı görevleri:Çocuklar ilk bilgileri ana kucağında, baba ocağında öğrenirler. Çocuklar için aile yuvası, hayatın temel okuludur. Anne ile baba, çocuğun ilk öğretmenleridir. Konuşmayı, iyiyi kötüyü, ana babalarından öğrenirler.Çocuklar, ailede gördüklerini ve duyduklarını hafızalarına kayıt ederler.

Büyük İslam düşünürü ve bilgini İmam-ı Gazali şöyle diyor:“Çocuğun beyni bal mumuna benzer, isteyen ona istediği şekli verir.”

Kutatk-u Billiğin yazarı Yusuf Has Hacip ise söyle diyor:“Çocukların zihni boş bir tarlaya benzer, oraya ne ekersen o biter.”

Aile yuvasında erkek çocuk babayı, kız çocuk da anneyi taklit eder. Öyle olur ki çocuklar ana ile babanın kopyası olurlar.

Öyleyse aile yönetiminde ana babaya büyük görevler düşmektedir.Yüce Allah, Resulü aracılığı ile şöyle buyuruyor:“Ey iman edenler, kendinizi ve ailenizi öyle bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır.” (4)

Peygamberimiz de şöyle buyuruyor:“Hepiniz muhafızsınız. Mahiyetinizde bulunanların hukukundan sorumlusunuz. Amirler himayesi altındakilerin koruyucusudur, memurlarından sorumludur. Erkek ise aile fertlerinin amiridir ve onlardan sorunludur. Kadınlar da kocasının evininde bir koruyucudur. O da mesuldür, oda sorumludur. Kısaca, hepiniz koruyucusunuz, himayenizde bulunanların hukukundan sorumlusunuz."

Huzur ve mutluluk bulunmayan bir aile yuvasında çocuklar çok çabuk etkilenir. Hatta bu evi terk etmeye kadar gidebilir. Günümüz toplumunda bunun örneklerini çok görmekteyiz. Evi terk eden çocuklar, kötü emelli insanlar tarafından kullanılıyor alkol, uyuşturucu ve soygun bataklığına saplanıyor.

Yapılan istatistiklerde ceza evlerinde bulunan tutuklu ve mahkûmların büyük bir çoğunluğunu gençler oluşturmaktadır. Bu durum, toplumda sosyal bir hastalık haline geliyor. Evi terk eden kız çocukları fuhuş bataklığına sürükleniyor, toplumun yapısı bozuluyor.

Ana ile babanın, aile ocağında huzur ve mutluluğu sağlamaları gerekir. Çocuklarına iyi örnek olmaları gerekir. Onlara dinini, kitabını, peygamberini, vatanını, milletini, bayrağını sevdirmeleri gerekir.

Bu konuda Kuran-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:“Allah kesin olarak şunları emretti: Ancak, kendisine ibadet edin. Anaya babaya güzel muamele edin. Eğer onlar senin yanında ihtiyarlık haline düşerlerde onlara of bile deme ve onları azarlama. İkisine de iyi ve yumuşak söz söyle. İkisini de acıyarak tevazu kanadını indir ve şöyle de Allah’ım onlar beni küçükken terbiye edip yetiştirdikleri gibi sen de kendilerine merhamet et.” (5)

Peygamberimiz de şöyle buyuruyor.“Amellerin en faziletlisi vaktinde kılınan namaz ve anaya babaya yapılan iyiliktir.” (6)

Kur’an-ı Kerim’de Allah’a ibadetten sonra anaya babaya itaat emredilir. Ana babasının rızasını alan Allah’ın rızasını almıştır. Dinimize göre duası kabul olunan kişilerden biri de ana babasının duasını alandır.“Cennet anaların ayakları altındadır” ifadesi dünyaca sembolleşmiştir.

Eğer evlatlar ana ve babadan uzak yerde oturuyorlarsa, Sılayı rahim farz olur. Eğer evlatlar onları ziyaret edemiyorlarsa, onların telefonla hal ve hatırları sorulmalı, gönülleri alınmalıdır.Ana babaya saygı gösteren kardeşler birbirleriyle iyi geçinmeli, büyükler küçükleri şefkat ve merhametle sevmeli; küçükler de büyüklere saygı ve hürmet göstermelidir.

Anlatılan şu kıssa konumuz için güzel bir örnektir:Bir baba ölümünün yaklaştığını anlayınca çocuklarını etrafına çağırır. Küçük çocuğa dışarıdaki ağaçtan bir dal kırıp getirmesini söyler. Küçük çocuk bir dal kırıp getirir. Baba o dalı bükmesini emreder. Küçük çocuk büker ve dal kırılır. Tekrar der ki şimdi git 10 tane dal kırıp getir. Çocuk 10 tane dal kırıp getirir. Onların hepsini bir arada bükmesi ister. Çocuk hepsini bir arada kıramaz. Baba şöyle der:“Eğer birbirinizle iyi geçinmeyerek koparsanız, hepiniz bu dal gibi kırılırsınız. Hepiniz bir arada iyi geçinip birbirinize bağlı olursanız kırılmazsınız.”

Aileler ne kadar huzurlu ve mutlu olursa, o ailelerden meydana gelen cemiyette o kadar huzurlu ve mutlu olur.


(1) Riyazüs-Salihin Tercümesi, Cilt1, Sayfa:318
(2) Riyazüs-Salihin Tercümesi, Cilt1, Sayfa:320
(3) Veda Hutbesi
(4) Tahrim Suresi, Ayet:6
(5) İsra Suresi, Ayet:23-24
(6) Riyazüs-Salihin Tercümesi, Cilt1, Sayfa:347

Mevlit Kandili

www.tips-fb.com Gönderen İÇP 6 Mart 2009 Cuma 0 yorum

Yazar : İsmail Çelikpençe


Mevlit Kandiliniz Mübarek Olsun

8 / Mart / 2009 Tarihini 9 / Mart / 2009 Tarihine bağlayan gece Mübarek Mevlit kandilidir. Sevgili peygamberimizin doğum yıldönümüdür.

Peygamberimiz 20 / Nisan / 571 yılında, Kameri aylardan Rabiulevvel ayının 12. Pazartesi günü Mekke’de dünyaya gelmiştir. Bu hafta, Diyanet İşleri Başkanlığınca 1989 yılından itibaren Kutlu Doğum Haftası olarak ilan edilmiştir.

Onun doğumu insanlığın kurtuluşu ve aydınlık bir geleceğin başlangıcı olmuştur. Peygamberimizin doğduğu asırda dünyada cehalet- zulüm ve işkence hâkimdi. Bileği güçlü- kılıcı keskin-mali durumu kuvvetli olan daima haklıydı. İnsanlar köle pazarlarında mal gibi alınıp satılıyor. Kadına eşya gözüyle bakılıyor. İçki su gibi içiliyor. Gelecek fala bakılarak belirleniyordu. Mal-can ve namus güvenliği yoktu.


Cenab-ı Hak, insanoğlu doğru yoldan saptığı dönemlerde onları hidayete sevk edecek bir elçi, bir peygamber görevlendirmiştir.

İşte sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de böyle bir atmosferde dünyaya gelmiştir.

“Meryem oğlu Hz. İsa şöyle söylemişti: Ey İsrail oğulları! Ben size gönderilen Allah’ın bir peygamberiyim. Benden önce Tevrat’ın tasdikçisi, Benden sonra gelecek bir peygamberin müjdecisi olarak gönderildim ki, o peygamberin ismi Hz.Muhammed’dir.” (Saf/6)

O, Âlemlerin Rabbinden Âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. O, bir fazilet güneşi ve hidayet meşalesidir. Asırlara sığmayacak inkılâpları kısa bir zaman içersinde gerçekleştirmiştir.

Dünyaya insanlık-adalet ve medeniyeti getirmiştir.

O, yüzyıllarca gerçekleştirilemeyen hakkı-hukuku-hürriyeti-eşitliği-demokrasiyi ve insan haklarını bir solukta dünyaya yerleştirmiştir. Cehalet asrı, saadet asrına dönüştürmüştür.

Peygamberimiz sadece bir kavme bir millete peygamber olarak gönderilmemiştir. O, bütün insanlığa gönderilen evrensel bir peygamberdir.

“Biz seni bütün insanlığa müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik”.(Sebe/28)

Bütün insanlık âlemine hidayet rehberi olarak gönderilen yüksek şahsiyetli bir peygambere ümmet olmak bizler için ne büyük bir şereftir.

Bütün varlıklar onun dünyaya gelişini coşku ve sevinçle karşılıyor.

Bakınız Süleyman Çelebi bu durumu şöyle tasvir ediyor:

“Yaratılmış cümle oldu şaduman,

Gam gidip âlem yeniden buldu can.

Cümle zerrati cihan edüp nida,

Çağrışu ben dediler ki merhaba,

Merhaba ey! Ali sultan merhaba,

Merhaba ey! Kani irfan merhaba.”

İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen sevgili peygamberimizin doğum yıldönümünü kutlamak, onun yüksek ahlakını anlamak ve onun sünnetine uymakla mümkün olur.

Bu gece Müslümanlar arasında büyük bir coşku ile kutlanmakta, sevgili peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır.

Onun ahlak ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak en asli görevimizdir. İşte o zaman onun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanabiliriz.

Kandil geceleri İslam’ın ilk zamanlarında yoktu. Hicretin üçüncü asrından sonra kutlanmaya başlanmıştır. Türklerde ise ikinci Selim’den itibaren kutlanmış, minarelerde kandiller yakılmıştır. Bundan dolayı böyle mübarek gecelere kandil gecesi denilmiştir.

Peygamberimizin dünyaya teşriflerini anarken onun üstün şahsiyetini ve güzel ahlakını tanımaya, getirdiği evrensel mesajı anlamaya çalışalım.

Mevlit kandilinin aydınlığı ile gönüllerimizi aydınlatalım. Gününüz aydın olsun!

Gönlünüze huzur dolsun! Duanız kabul olsun! Kandiliniz mübarek olsun!

Köyümüzde İz Bırakanlar

www.tips-fb.com Gönderen Mehmet ÇELİKPENÇE 23 Şubat 2009 Pazartesi 1 yorum

Yazar : İsmail Çelikpençe


Köyümüzde İz Bırakanlar

Türk Milletinin iş, meslek ve sanat hayatında büyük yeri olan Ahilik ocağı, insanların sosyal hayatında da büyük bir rol oynamıştır. Ahilik ocağından gelen bir gelenekle aileler çocuklarını ya bir berberin yanına ya bir terzinin yanına ya da bir demircinin yanına çırak olarak vermişlerdir.
Cumhuriyet döneminde ahilik ocağının yerini sanat okulları, çıraklık eğitim merkezleri ve meslek liseleri almıştır. Akçapınar köyündeki büyükler bulundukları yerin merkezi yerlere uzak olması nedeniyle ihtiyaç duydukları sanat ve meslekleri, ya görme yoluyla ya kendi düşünce ve kabiliyetleriyle geliştirerek sosyal hayata geçirmişlerdir. Köyümüzde iş - meslek ve sosyal hayata hizmeti geçen büyüklerimizden bahsetmek istiyorum. Bu büyüklerimizi bilinen isimleri ve lakapları ile ele alacağım. Biz onları öyle tanıdık, öyle sevdik. Onlar gönlümüzde hep öyle kalacaklar.
  • Delaların Dela Amca (Mehmet Seyyar): Yıllarca köyün muhtarlığını yapmıştır. İnsanları iyi yönetip kaynaştırırdı. Konuşmaları düzgün ve etkileyiciydi. Resmi kişi ve kurumlarla iyi iletişim kurup ihtilafları giderirdi. Cömertti. Neşeli ve muhabbetliydi.
  • Malasların Fazlaga (Fazlı Biçer): Yıllarca köyün kahveciliğini, bakkallığını ve berberliği yapmıştır. Ticareti ve ticari hayatı çok iyi bilirdi. Onun için vatandaş her şeyin üstündeydi. Misafir perverdi. Yedirmeyi içirmeyi çok severdi. Efendi ve kibardı. İnsani güzellikler onda toplanmıştı.
  • Korcu Mehmet Dayı (Mehmet Sanlı): Yıllarca köyün koruculuğunu yaptığı için korcu Memet diye anılır. Köyün koruculuğu ona yakışırdı. Sanki o bu iş için yaratılmıştı. Köyü ve çevresini çok iyi korurdu. Köy ekinlerini ve bahçelerini komşu köylerin hayvanlarından korumak için bütün gayretini gösterirdi. Elindeki düdüğünü çaldığı zaman hayvan oltacıları kaçacak yer arardı.
  • Hocaların Hoca Dayı (İsmail Akkaya): Yıllarca köyün imam hatipliğini yapmış, insanlara Kuran öğretmiştir. Ağır başlı ve mütavaziydi.
  • Hallaların Haldga (Halit Keskin): O, köyün süpürge ustasıydı. Yörenin süpürgelerini o yapardı. Konuştuğu zaman nükteli konuşurdu. Sözleri darbı meseldi. Her sözü düşünülüp incelenmeliydi. Sözlerinden ders çıkarılıp ibret alınmalıydı.
  • Kavuşların Mehmet Dayı (Mehmet Çelikpençe): O, azimli çalışkan ve mücadeleciydi. Yörenin kırıkçısı, çıkıkçısı ve afsunlayıcısıydı. Kolu bacağı kırılan ona gelirdi. Vücudunun bir yerinden böcek ısıran ondan şifa umardı.
  • Bekmezlerin Hasan Dayı (Hasan Pekmez): O, mütevazı ve alçak gönüllüydü. Köyün manevi doktoruydu. Başı ağrıyan, karnı sancayan, bir sıkıntısı olan ona koşardı. Gelenler onda manevi huzur bulurdu.
  • Abdegillerin Mustafa Dayı (Mustafa Eker): Ona Hacıalilerin imamı desek abartmış olmayız. Yılarca bu köyde imamlık yapmıştır. O da Hasan dayı gibi insanları şifa aradığı bir kimseydi.
  • Bekmezlerin Hacı İsmail Dayı (İsmail Pekmez): Çalışkandı. Hızlı hareket ederdi. Yürürken koşar gibiydi. O, köyün nalbandıydı. Yörenin hayvanlarının ayaklarına nalları o çakardı.
  • Eğitmen Dayı (İbrahim Özdemir): Köyde resmi olarak eğitmenlik yapmış, Cumhuriyet döneminde yalpan harf devriminden sonra insanlara okuma yazma öğretmiş ve genel kültür bilgisi sunmuştur.
  • İmamların İsmalaga (İsmail Yavuz): Ağır başlıydı. Engin bir tarih bilgisi vardı. Bilimsel Konuları çok iyi bilirdi. Düzgün konuşurdu. Konuştuğu zaman kendini dinletirdi.
  • Dönme Hüsen Dayı: Kurtuluş savaşında Geyve’nin yukarısında bulunan Rum köyünden kaçarak köye sığınmış birisidir. Zekiydi. Üreticiydi. Yörede ilk değirmeni o kurmuştur. Çevre köyler un öğütmek için köye gelirlerdi.
  • Hacı Âşık Kerem Dayı: Köyden Taraklıya göç etmiştir. Konuşurken âşıklar gibi şiirle konuşurdu. Topluluklar içinde beyit söylerdi. Bundan dolayı halk kendisini Kereme benzetmiş ve ona Âşık Kerem demiştir. Evi Berberlerin evi ile yukarı Kavuşların evinin arasındaydı. Rahmetli Hacı İbramların Hasan Arslan evini satın almıştı. Ev daha sonra yıkılmıştır. Bahçesi ile bir hamba kalmıştır. Bu yeri de Kavuşların Mustafa Çelikpençe satın almıştır.
  • Abdegillerin Hacı İsmail Dayı (İsmail Eker): Cömertti. Sahavet sahibiydi. Yörede yağ çıkarmak için ilk yağ atölyesini o kurmuştu. Haşhaş ve cevizden yağ çıkarılırdı.
  • Norbeylerin Nori Çavuş Dayı (Nuri Çolak): Çok çalışkandı. Bahçesinde her türlü meyve ve sebzeyi yetiştirirdi. Ev ustasıydı. Köydeki ve komşu köylerdeki evlerin birçoğu onun ustalığı ile yapılmıştır.
  • Kavuşların Hacı Rasim Amca (Rasim Çelikpençe): O da Nuri dayı gibi ev ve bina ustasıydı. Çok hızlı çalışırdı. Çoğu kere Nuri Dayı ile beraber çalışırlardı. Köydeki ve çevredeki evlerin birçoğu onun eseridir.
  • Şahanların Civlek Mustafa Dayı (Mustafa Östürk): Oda ustaydı. Elinden her türlü iş gelirdi. Ağır çalışırdı. Ama sağlam yapardı. Onun köy minaresinin üst kısmını nasıl tamir ettiğini herkes iftiharla söyler.
  • Kaymakçıların Mustafaga (Mustafa Küçük): Nazik ve kibar bir insandı. Köyün ve yörenin Sıhyasıydı. Hastalara o iğne yapardı. Dişçiydi. Dişi ağrıyan ona giderdi.
  • İsmeyların Demirel Dayı (Mehmet Çolak): O, siyasete olan meyli ve Süleyman Demirel’e olan sevgisinden dolayı bu isimle anılmıştır. Birkaç dönem köyün muhtarlığını yapmıştır. Köye birçok hizmet onun muhtarlığı döneminde gelmiştir. Muhtarken de vefat etmiştir. Konuşmasını iyi bilirdi, kendini dinlettirirdi.
  • Çolak Mustafa Dayı (Mustafa Çolak): Sevimli kibar bir insandır. Yıllarca köyün ve yörenin berberliğini yapmıştır. Elindeki berber çantasıyla köy köy dolaşmıştır.
  • Kavuşların Asımaga (Asım Çelikpençe): Taraklı da oturmaktadır. Çalışkandır, üreticidir. İnsanların hayır duasını almaktan hoşlanır. Yıllarca köyün ve yörenin demirciliğini ve tarım aletlerini yapıp tamir etmiştir.
  • Halitlerin Abdullaga (Abdullah Özdemir): Çok güzel kılarnet çalardı. O zamanlar düğünler çalgılı yapılırdı. Yapılacak düğünlerin vazgeçilmez insanıydı. Bazı insanlar kılernet çalmasını yadırgadıkları için bu işi bırakmıştır.
  • Raştlerin Hasanaga (Hasan Akçapınar): Yeniliği ve gelişmeleri çok sever, buluş ve icatlara çok meraklıdır. O, yıllarca köyün ve yörenin kalaycılığını, lehimciliğini ve tamirciliğini yapmıştır.
  • Kavuşların Emlala (Emine Çelikpençe): Başı derde giren ona koşardı. Başı ağrıyan her hangi bir sıkıntısı olan ona gelir ve okunurdu. Ona gelenler huzur bulurdu.
  • Kavuşların Aşala (Ayşe Çelikpençe): Mektep okul görmemesine rağmen Engin bir dini bilgisi vardı. Peygamberler tarihini çok iyi bilirdi. Yanına gidildiği zaman hemen dinden bahsederdi. Dini konuların konuşulmasından büyük bir haz alırdı. Dine karşı olanlara büyük bir öfkesi vardı. Kadınları bir araya toplar onlarla zikir yapardı. Yörenin cenazelerini o yıkardı.
  • Halitlerin Hacer Abla (Hacer Özdemir): İnsanların dert ortağı idi. Derdini paylaşmak isteyenler onun yanına koşardı. Aynı zamanda terziydi. Elbise diktirmek isteyenler onun yanına giderdi.
  • Çolakların (Hacıalilerin) Şadiye Abla (Şadiye Çolak): Ayaklarından özürlüydü. Değneklerle yürüyebilirdi. Ama çok zekiydi. Sanki bir takvimdi. Takvimlerin yaygın olmadığı bir zamanda, Üç aylar ne zaman girecek, Ramazan ne zaman gelecek, Bayramlar ne zaman olacak insanlar ondan öğrenirdi. Kadınlar örgü işlerinde ona danışırlardı.
  • Terzilerin Aşala (Ayşe Terzi): Fedakâr ve cefakârdı. Yıllarca köyün ve yörenin terziliğini yapmış, çeyiz elbiselerini dikmiştir. Bundan dolayı soyisimleri Terzi olmuştur.
Ölenlere Allah’tan rahmet diler, yaşayanlara hayırlı ve uzun ömürler dilerim. Onlara minnet ve şükranlarımı sunarım.

İsmail Çelikpençe

Akçapınar Köyündeki Haneler ve Sülaleler

www.tips-fb.com Gönderen İÇP 25 Ocak 2009 Pazar 5 yorum

Yazar : İsmail Çelikpençe


Eski ve Köklü Sülalelerden Bazıları:

Hırceller Çolaklar
Berberler Malaslar
Mulazımlar Memişler
Eseler Pekmezler
Mollalar Abdegiller ve diğerleri.

Hırceller: Sülalede Ali ismindeki bir kişinin boyunun kısa olmasından dolayı ona kısa manasına Hırca Ali denildiği; halkında bu kelimeyi Hırceller olarak kullandığı düşünülmektedir. Eski, köklü ve kalabalık bir sülaledir.Altı hanedirler:

a) Hırcellerin Ahmet Sanlı.
b) Kaymakçıların İsmail Küçük ve Recep Küçük. Rahmetli dedeleri çocukken annesinden saklı olarak sık sık yoğurdun kaymağını yediği için oğluna kaymakçı demiş bu da lakap olarak kalmıştır.
c) Yusafaların Mehmet Küçük. Ölen babasının isminin Yusuf olmasından dolayı bu hane Yusufalar diye anılır.
d) Atikelerin Mehmet Sanlı. Ölen ninelerinin isminin Atike olmasından dolayı Atikeler diye anılırlar.
e) Gorcuların Halbiram (Halil İbrahim Sanlı) ve Turan Sanlı. Ölen babalarının yıllarca köyün koruyuculuğunu yapmasından dolayı Gorcular diye anılırlar.
f) Rahmeti olan Alfatçıların Durali Bilgin. Hayvanları otlatmaktan gelirken cebine alfat (alhat) koyup çocuklara dağıttığı için Alfatçılar diye anılırlar. Bu hane Şahanlardan gelen Hüseyin Öztürk’le devam etmektedir.

Berberler: Sülalede berberlik yapan bir kişi olmasından dolayı bu isimle anıldıkları düşünülmektedir. Eski ve köklü bir ailedir. Dört hanedirler.
a) Eyüp Berber.
b) Hırcallerin İbrahim Berber.
c) Hırcellerin Ahmet Berber.
d) Rahmetli olan Hırcellerin Muhittin Berber. Eşi Nazmiye Berber’le bu hane devam etmektedir. Büyük dedeleri köyün başka bir sülalesi olan Hırcellerden olduğu için Hırcaller denilmiştir.

Mülazımlar - İlamcalar: Bu sülalede asker de Mülazımlık (Zabitlik) yapmış birisinden dolayı bu isimle anılmışlardır. Daha sonra bu sülalenin ismi, İlamcalar olarak devam etmiştir. İlamcalar, Ali Amcanın halk arasındaki söyleniş şeklidir. Eski ve köklü bir sülaledir. Delalar, bu sülaleden gelmektedir. Ali amcanın davranışlarına izafeten Delalar denilmiştir. İki hanedirler. a) Selahattin Seyyar. Almanya’da çalışıp döndüğü için Almanyalı da denilir. b) Necati Seyyar. Bu sülaleden olan Hakkı Yavuz İmamlar hanesine gitmiştir.

Eseler: Eseler kelimesinin Eslekliden geldiği düşünülmektedir. Eslekli, inatçı ve aksi manalarına gelmektedir. Dört hanedirler.
a) Aşağı Eseler. Veysi Esen’le
b) Yukarı Eseler. Hüseyin Yılmaz’la devam etmektedir.
c) Arfalar da bu sülaledendir. Rahmetli olmuş hane sahibinin isminin Arif olmasından dolayı Arfalar denilmiştir. Bu sülale Abdegillerden gelme Âdem Eker’le devam etmektedir.
d) Rahmetli olan Veysel Esen. Eşi Ayşe Esen’le bu hane devam etmektedir.

Mollalar – Eyüpçavuşlar: Molla, dini konularda bilgi sahibi olanlara verilen bir unvandır. Bu sülale de bu vasfa sahip birisi olduğu için Mollalar denildiği düşünülmektedir. Ayrıca askerde çavuşluk yapmış Eyüp ismindeki zattan dolayı Eyüp Çavuşlar da denilir. Eski ve köklü bir sülaledir. Dört hanedirler. a) Ali Özen. (Atıparmak) b) Mehmet Özen. (Rahmetli Şakir Mehmet) c) Eyüp Özen. d) Saim Özen.

Çolaklar: Aile bireylerinden birinde bedensel bir engel bulunması nedeniyle Çolaklar dinildiği düşünülmektedir. Eski ve köklü bir ailedir. Beş hanedirler.
a) İsmail Çolak.
b) Recep Çolak.
c) Mustafa Çolak.
d) Rahmi Çolak.
İsmail adındaki dedelerinden dolayı İsmeylalar, rahmetli Mehmet Çolak’ın siyasette Süleyman Demirel’i desteklemesi nedeniyle ayrıca Demireller de denilir.
e) Norbeyler de bu sülaledendir. Bu sülale İsmail Çolak’la devam etmektedir. Babasının adının Nuri olmasından dolayı bu isimle anılırlar.

Malaslar: Malas kelimesi, malı has - malı kıymetli - malı iyi anlamına gelir. Köyde en iyi mallar, en iyi yerler, en iyi araziler bu sülalenin elindedir. Bundan dolayı Malaslar denildiği düşünülmektedir. Eski ve köklü bir sülaledir. İki hanedirler.
a) Büyük Malaslar. Bu hanede kimse kalmamıştır. İsmeylalardan olan Sadullah Çolak bu hanenin evini satın almıştır.
b) Küçük Malaslar. Bu hane Nurettin Biçer’le devam etmektedir.

Memişler: Bu isim, sülalede yaşamış bir kişinin isminden gelmektedir. Memiş kelimesinin Mehmet’in kısaltılmasından geldiği düşünülmektedir. Eski ve köklü ve kalabalık bir sülaledir. Memiş ağanın caminin önünde bir sarayının olduğu söylenir. Altı hanedirler.
a) Hacı İbramlar. Hacı İbrahim’ den gelmektedir. Bu aile Mustafa Arslan’la devam etmektedir.
b) Gadiralar. Kadir isminden gelmektedir. Bu aile Norbeylerden gelme Mehmet Çolak’la devam etmektedir.
c) Süleymanlar. Süleyman isminden gelmektedir. Memişlerden olan rahmetli Mustafa Arslan Süleymanlar sülalesine iş güveysi olarak bu sülaleye gitmiştir. Bu sülale Sabahattin Arslanl’a devam etmektedir.
d) Mıstabeyler. Mustafa isminden gelmektedir. Rahmetli Hüseyin Arslan bu sülaledendir. Eşi Fitnat Arslan’la bu hane devam etmektedir.
e) Memişlerin İsmail Arslan ise tek kişidir.
f) Recep Arslan ise Eskişehir’de oturmaktadır. Hane boştur.

Pekmezler: Eskiden köyde bağcılık ve yetiştirilen üzümlerden de pekmez yapılırmış. Bu ailenin de çok pekmez yaptığı için bu isimle anıldığı düşünülmektedir. Eski ve köklü bir sülaledir. Dört hanedirler.
a) Aşağı pekmezler. Mustafa Pekmez’le
b) Yukarı Pekmezler. İbrahim Pekmez’le devam etmektedir.
c) Emin Pekmez. Basının adı Osman olduğu için Osman’lar diye anılmaktadır.
d) Fehmi Pekmez. Adapazarı’nda oturmakta olup zaman zaman köye gelmektedir. Bu ev pekmezler sülalesinden olup rahmetli olmuş Mehmet Pekmez’in evidir. Onun oğullarından birisi Taraklı’ya yerleşmiş olan rahmetli Hüseyin Pekmez, diğeri ise Alifuatpaşa’ya yerleşmiş olan Şerafettin Pekmezdir.

Abdegiller: Sülaledeki büyüklerden birinin adının Abdullah olmasından dolayı Abdullah giller denilmiş, daha sonra bu isim halk arasında Abdegiller olarak söylenmiştir. Üç hanedirler.
a) Aşağı Abdegiller. Burhan Eker’le;
b) Yukarı Abdegiller. İbrahim Eker’le devam etmektedir.
c) Hasan Eker. Oturduğu ev, Taraklı’ya yerleşen rahmetli Dönme Hüseyin’e ait iken Abdegiller tarafından satın alınmıştır. Dönme Hüseyin Rum’dur. Kurtuluş savaşında Geyve’nin yukarısında bulunan Rum köyünden kaçarak köye sığınmış ve Müslüman olmuştur. Bundan dolayı Dönme Hüseyin denilmiştir.

Kavuşlar: Hasretle bekledikleri kişiye kavuştukları için bu isminle anıldıkları düşünülmektedir. Üç hanedirler.
a) Aşağı Kavuşlar. Fazlullah Çam, Hüseyin Çam Rahmetli olmuşlardır. Fazlullah Çam’ın oğlu Mehmet Çam İstanbul’da oturmaktadır.
b) Yukarı Kavuşalar. Mustafa Çelikpençe ile devam etmektedir.
c) Öteykalar , (Öte yakadakiler) da Kavuşalar sülalesindendir. Bu sülale Ahmet Çam ve Mehmet Çam’la devam etmektedir.

Kadirler: Aile büyüklerinden birisinin adının Kadir olmasından dolayı bu isimle anıldıkları düşünülmektedir. Tek hanedir. Bu hane İbrahim Bilen’le devam etmektedir.

Albeyler: Ali isminden gelmektedir. Tek hanedir. Bu ailede Abdegillerden gelme Abdullah Ekerle devam etmektedir.

Molfazlar – Hocalar: Bu sülalede bulunan Fazlı adındaki kişiye Molla Fazlı denildiği için halk bunu Molfazlar olarak söylemiştir. Daha sonra İsmail adındaki dedelerinin köyün imam hatipliğini yapmasından dolayı da hocalar denilmiştir. Tek hanedir. Bu aile Mustafa Akkaya ile devam etmektedir.

Eğitmenler: Rahmetli olmuş Halil İbrahim Özdemir adındaki kişi, resmi görevle köyde eğitmen (Öğretmen) olarak köyün gençlerine öğretmenlik yaptığı için Eğitmenler denilmiştir. Oğlu Mehmet Özdemir de öğretmenlik yaparken kanser hastalığından ölmüştür. Ayrıca Fatma Özdemir adında bir kızı bulunmaktadır. Hane boştur. Mehmet Özdemir'in oğlu Zafer Özdemir, Konya Akşehir ilçesinde ikamet etmekte olup, yine aynı dedesinin isminde  Mehmet Özdemir adında bir oğlu vardır. 

Halitler: Hanenin büyüğünün ismi Halit olduğu için Halitler denilmiştir. Bu hane boş durmaktadır. Bu haneden olan Abdullah Özdemir Adapazarı’nda, Arif Özdemir ise Taraklı da oturmaktadır.

Şahanlar: Bu sülalede bulunanlardan birine Şahan denildiği için bu isimle anıldıkları düşünülmektedir. Tek hanedir. Bu aile Mehmet Ali Östürk’le devem etmektedir.

Tairler: Aile büyüklerinden birinin adının Tahir olması nedeniyle bu isimle anıldıkları düşünülmektedir. Tek hanedir. Bu aile Mehmet Civelek’le devam etmektedir.

İmamlar: Ailede imamlık yapmış birisi olmasından dolayı bu isimle anılırlar. Hane sahibi İsmail Yavuz rahmetli olmuştur. Bu hane İlamcalardan gelme İsmail Hakkı Yavuz ile devam etmektedir.

Hallalar: Halil isminden gelmektedir. Tek hanedir. Bu aile Hayati Keskin’le devam etmektedir. Rahmetli olan (Halibiram) Halil İbrahim Keskin de Hallalardandır. Evini Hayati Keskin satın almıştır. Eşi ve kız çocukları dağılmışlardır. Rahmetli olan Irza dayı da Hallalardandır. Bu hana sönmüştür. Evleri Tomaşların evinin karşısındaydı. Geyve’de oturan Mehmet Ünal bu hanedendir.

Tomaşlar: Aile büyüklerinden Mehmet adındaki kişi çocukken kendinse kızılıp söylenildiği zaman bir kenara çekilip somuturmuş. Annesi de ona hemen küsüp somutan manasına Tomaş dermiş. İşte daha sonra bu aileye tomaşlar denilmiştir. İki hanedirler. a) Aşağı Tomaşlar. İsmail Atar’la devam etmektedir. b)Yukarı Tomaşlar. Yakup Atar’la devam etmektedir.

Raşler: Ailede Raşit adında birisinin olmasından dolayı bu isimle anıldıkları düşünülmektedir. Tek hanedir. Bu hane Hasan Akpınar’la devam etmektedir.

Emitler – Çeteler: Bu aileye Hemitler ovasından gelme birisi olması nedeniyle bu isimin verildiği düşünülmektedir. Bu hanenin evinin de Irmağın (çamaşırhanenin) yanında olduğu, daha sonra yıkıldığı belirtilmektedir. Daha sonra Rahmetli Mustafa Aydın’a gözünün pek ve cesaretli olması nedeniyle Çeteler denilmiştir. Tek hanedir. Bu hane İsmail Aydın’la devam etmektedir. Ayrıca İsmail Aydın’ın bu günkü oturduğu yerde anneannesinin Taraklı’dan gelme beyi Demirci oturduğu için Demircilerde denilmektedir.

Kavuklar: Aile büyüklerinden birisinin başına sarıklı başlık giymesi nedeniyle bu isimle anıldıkları düşünülmektedir. İki hanedirler. a) Aşağı Kavuklar. Bu hane İsmail Çetinle devam etmektedir. b) Yukarı kavuklar. Bu hane Mehmet Çetin’le deva etmektedir. Mehmet Çetin İstanbul’da oturmakta olup zaman zaman köye gelmektedir.

Hacılar: Aile büyüklerinden birinin hacca gitmesi veya adının hacı olması nedeniyle bu isimle anıldıkları düşünülmektedir. Tek hanedir. Bu hane İbrahim Arslan’la devam etmektedir.

Terziler: Rahmetli olan Mustafa Terzi Duman köyünden Köselerdendir. Eşi köyün terziliğini yaptığı için Terziler denilmiştir. Tek hanedir. Bu hane Mehmet Terzi ile devam etmektedir. Mehmet Terzi, İzmit’te oturmakta olup zaman zaman köye gelmektedir.

Rasmalar: Rahmetli olan Rasim Kaplan Duman köyünden Ali Beylerdendir. Adından dolayı Rasmalar denilmiştir. Tek hanedir. Bu hane Halis Kaplan’la devam etmektedir.

Cambazlar: Ailede cambazlık yapan yani hayvan alıp satan veya davranışları ile cambazlık hareketleri yapan birinin olması nedeniyle bu isimle anıldıkları düşünülmektedir. Tek hanedir. Bu hane Nihat Cambazla devam etmektedir. Nihat Cambaz Karasu’da oturmakta olup zaman zaman köye gelmektedir.

Durmuşlar: Rahmetli olan Durmuş Saraç kurtuluş savaşında Geyve yakılarında Rum köyünden kaçıp köye yerleşmiştir. İsminden dolayı Durmuşalar denilir. Tek hanedir. Bu hane Mehmet Saraçla devam etmektedir.

Alesmanlar: Aile büyüklerden Ali Osman adındaki kişiye izafeten bu isimle anılırlar. Bu haneden olan Cemalettin Üzüm Geyve’de oturmaktadır. Gorcuların evinin arkasında olan bu hanenin evi Kadirler tarafından satın alınmıştır. Ayrıca Alesmanlardan olan yukarı Pekmezlerin evinin yanında rahmetli Hüseyin Üzüm’ün evi vardır. Hane sönmüştür. Ev Yukarı Eseler tarafından satın alınmıştır.

Hentepler: Hanenin büyüklerinden birinin G.Antep’le ilgisi olması nedeniyle bu isimle anıldıkları düşünülmektedir. Hane sönmüştür. Ev yıkılmıştır. Yeri iki Kavukların evleri arasındadır.

Onbaşılar: Hanede askerde onbaşılık yapmış birisinin olması nedeniyle bu isimle anıldıkları düşünülmektedir. Hane sönmüştür. Ev yıkılmıştır. Yeri İmamların eski evini arkasında küllük denilen yerdedir.

Poyrazlar: Bu hane sönmüştür. Ev yıkılmıştır. Evin olduğu yerde bugün Alfatçıların evi vardır. Evleri poyraz rüzgârını çok aldığı için bu haneye Poyrazlar denildiği düşünülmektedir.

Bloglar Yarışıyor

Bloglar Yarışıyor Blog Etkinliği / Ödüllü Yarışma

Yazarlar

İsmail ÇELİKPENÇE
Erenler - Evliyalar

Son Yorumlar

Site Trafiği

Ziyaretçi Sayısı

İzleyiciler